Doğduğun Kast Kaderindir!
- 13 May 2025
- 2 dakikada okunur

Kast Sistemi
Sınıf Duvarları Arasında Sıkışan Kadınlar ve Türkiye’ye Yansımaları;
Merhaba sevgili okur! Bugün seninle, doğduğumuz andan itibaren kaderimiz haline gelen görünmez prangalardan biri olan kast sistemlerini konuşacağız. Hindistan’ın katı hiyerarşisinden Türkiye’nin örtülü sınıf ayrımlarına, özellikle de bu sistemlerin kadınları nasıl ezdiğine ve hayatlarını nasıl şekillendirdiğine değineceğiz. Çayını demle, rahat hissettiğin bir yere yerleş; çünkü bu yolculukta sorgulayacak, hüzünlenecek, belki de içinde bir kıvılcım yakacak çok şey var.

Kast Nedir? İnsanlığın En Eski Sosyal Hapishanesi
Kast, doğumla belirlenen ve değiştirilmesi neredeyse imkânsız olan bir sosyal hiyerarşi. Statün, mesleğin, evlilik hakkın, hatta toplumdaki değerin atalarından miras. Hindistan’da 3.000 yıl önce Hinduizm’in kutsal metinlerine dayanan bu sistem, Tanrı Purusha’nın bedeninin parçalanmasıyla ortaya çıkan dört sınıfı meşrulaştırıyor:
Brahmanlar (ağızdan): Din adamları ve entelektüeller.
Kshatriyalar (kollardan): Savaşçılar ve yöneticiler.
Vaishyalar (uyluklardan): Çiftçiler ve tüccarlar.
Shudralar (ayaklardan): İşçiler ve hizmetkârlar.
Dalitler (dokunulmazlar): Sistemin dışına itilen, insanlıktan bile sayılmayanlar.
Antropolog Louis Dumont’un dediği gibi: “Hint kast sistemi, insanlığın icat ettiği en mükemmel sosyal hapishane. Duvarları dini inançlarla örülmüş.” Dalitlerin hikâyesi ise yürek burkucu: Ölüleri toplamak, kanalizasyon temizlemek… Tüm bunlar, bir insanın “kaderi” olarak dayatılıyor.
Kadın Bedeni: Kast Savaşlarının Cephesi
Kast sistemi sadece Hindistan’a özgü değil. Nepal’de, Pakistan’da “baradari” adı altında, Kuzey Kore’de “Songbun puanı” ile devam ediyor. Ancak bu sistemlerin en ağır bedelini kadınlar ödüyor.
Hint filmi Gangubai’yi izlediğimde bunu daha iyi anladım. Filmde, sevdiği adam tarafından geneleve satılan ve sistemin çarkları arasında öğütülmeye çalışılan bir kadının mücadelesi anlatılıyor. Genelevdeki kadınlar hastaneye götürülmüyor, çocukları “mal” muamelesi görüyor. Dalit aktivist Ruth Manorama’nın dediği gibi: “Bizim bedenlerimiz, kast savaşlarının cephesi. Tecavüz ediliyoruz çünkü toplum bizi insan bile görmüyor.”
Türkiye’nin Görünmez Kastları: Köylü Damgası ve Şehirli Elitizm
“Bizde kast mı varmış?” demeyin. Resmen yok ama köy-şehir, eğitimli-eğitimsiz ayrımı özellikle kadınları vuruyor.
Köy Enstitüleri’nin amacı köylüyü aydınlatmaktı ancak bu istemedende olsa öngörülemez biçimde şehirle köy arasındaki uçurumu derinleştirdi. Kemal Karpat’ın dediği gibi: “Gecekondu, köylünün şehre tutunma çabasıydı. Ama şehir onu asla tam kabul etmedi.” Bugün köy kökenli olduğunu belli edersen, iş görüşmelerinde bile dışlanabiliyorsun. Kadınlar, köylü erkeklerle evlenmek istemiyor; köyden gelen biri zengin olsa bile “görgüsüz” damgası yiyor.
Dizilerde bile bu ayrım işleniyor: Yalı Çapkını’ndaki Suna, Kızılcık Şerbeti’ndeki Nilay… Köklerini unutmayanlar “bacım, bizi unuttun!” diye söylenirken, şehirliler onları “ne otantik!” diye romantize ediyor.

Çiçekli Pazenlerden Moda Vitrinlerine: Bir Direniş Hikâyesi
Pakize Türkoğlu’nun dediği gibi: “Köy çocuğu olmak, dağdan inmiş bir yabani gibi görülmek demekti. Elbiselerimiz bile farklıydı.” Ama bugün o çiçekli pazenler moda evlerinde taçlandırılıyor. Cemil İpekçi’nin Sümerbank kumaşıyla diktiği elbise, Miss World’ü kazandı. Bu, Anadolu’nun görünmez kastlarına karşı kazanılmış bir zafer aslında.
Metin Altıok’un dizeleri tam da bu direnişi anlatıyor:
“Köyüm benim, ne utanılacak ne övünecek bir yanın var.
Sadece gerçeksin, o kadar.”
Zihniyet Değişmeli: Merhamet ve Şefkatle Örülü Bir Toplum İçin
Türk insanının samimiyeti ve misafirperverliği, bu kültürel katmanların bir hediyesi. Ancak dilimizdeki “köylü” kelimesindeki küçümseyen tondan kurtulmalıyız. Can Yücel’in dediği gibi: “İnsan değişirken en çok, değişmeyenler tarafından yargılanır.”
Önemli olan, değişen lokasyonlar değil; zihniyetimiz. Köy de şehir de biziz. Birbirimizi kolladığımız, imece ruhunu yaşattığımız bir gelecek için önce kendi önyargılarımızla yüzleşmeliyiz.
Bir sonraki yazıda buluşuncaya kadar, kendi hikâyeni sahiplen ve asla “kaderim bu” deme. Çünkü gerçek kast, zihnimizin sınırlarıdır.
Sevgiyle,
Yase 🌸




Yorumlar