Dengeyi Yakala: Meditasyonun Zihne ve Bedene 10 İyileştirici Etkisi
- Aşırı Düşünme
- 11 Mar 2025
- 8 dakikada okunur

Meditasyon: Hayatınıza Denge ve Farkındalık Katmanın Yolu
Başlamadan önce, meditasyonla ilgili bazı önyargılarımız olabileceğini kabul etmek önemli. Benim de vardı. Meditasyonu, “new age” bir inanç sistemi ya da diğer dinlere alternatif bir yol olarak görmüyorum. Ona, içinde bulunduğumuz anlık duygusal karmaşadan sıyrılıp, daha dengeli, sakin ve mantıklı bir zihin haline geçiş yapmamızı sağlayan bir araç olarak bakıyorum. Bu bile başlı başına yeterli bir sebep. Kişisel olarak, meditasyon sayesinde daha önce farkında olmadığım bir içsel alan keşfettim. Artık imgelerim daha canlı ve kararlarımı verirken daha bilinçliyim. Meditasyon, bana anda kalma becerisi kazandırdı ve bu, hayatımdaki seçimleri daha iyi değerlendirmemi sağlıyor.
Ancak, bu yazıyı yalnızca meditasyonu öven bir metin olarak düşünmeyin. Duygularınız, yargılarınız, geçmişinizin anıları, gelecek kaygılarınız, pişmanlıklarınız ve hatta dilinize dolanan o saçma şarkı sözleri için bile zihninizi dinginleştirecek bir yol olarak meditasyona bir şans vermenizi rica ediyorum.
Meditasyon Nedir?
Meditasyon denince aklınıza ne geliyor? Muhtemelen, turuncu kıyafetler giymiş bir yogi, Ganj Nehri kıyısında bağdaş kurmuş, belirli sesler eşliğinde meditasyon yapıyor. Evsiz ve meteliksiz olmaları ise neredeyse ortak özellikleri gibi görünüyor. Peki, bu insanlar neden yaşadıkları durumu, bulundukları ortamı veya belirsiz geleceklerini dert etmiyor da günlerinin çoğunu meditasyonla geçiriyorlar? Çünkü meditasyonun bir dönüşüm süreci olduğuna inanıyorlar. Sınırlardan sınırsızlığa, bağımlılıktan bağımsızlığa, nefretten sevgiye uzanan bir yol olarak görüyorlar meditasyonu.
Meditasyon, düşüncelerimizi, bakış açımızı, karar verme yeteneğimizi ve stres yönetimimizi değiştiriyor. Korku ve endişelerden arınmamıza yardımcı oluyor. Özetle, hayat, yaşam, evren veya enerji… Hangisi size daha hoş geliyorsa onu seçin. Fakat parçası olduğumuz ve parçamız olan evren, her şeyi kendi başına hallediyor. Sadece onunla aynı tarafta durmamız yeterli. Bu, bedenimize aykırı bir durum değil. Vücudumuzdaki hücreler, hiçbir çaba sarf etmeden hareket ediyor. Aynı şekilde dokularımız ve organlarımız da çaba göstermeden var oluyorlar.
Ancak, günlük hayatlarımızda hem kendimizle hem de diğer insanlarla nadiren uyum içinde yaşıyoruz. Toplum olarak kadınlarla, erkeklerle, hayvanlarla, doğayla ve dünyayla bir direnç ve savaş halindeyiz. Ev içinde ailemize şiddet uyguluyor, vandallık yapıyor, korku ve öfkeyi sokaklara taşıyoruz. Bir kenarda uyuklayan hayvanlara zarar veriyor, ağaçları köklerinden söküyoruz. Dünyayı her gün biraz daha kötü bir yer haline getiriyoruz. Ve bunları çoğu zaman düşünmeden yapıyoruz. “Aman, herkes aynısını yapıyor” ya da “Dünyayı ben mi kurtaracağım?” gibi düşüncelerle hareket ediyoruz.
Ancak, sakin olmayı ve anda kalmayı tercih ettiğimiz anlarda, zihin ve beden uyumu, yani dengeyi yakalıyoruz. Böyle anlar, çabasızca hayatımızda var olabiliyorsa, bu anları bilinçli bir şekilde hayatımıza dahil edebiliriz. Hayatımızda, kendi farkındalığımızdan başka bir şeyi düşünme ya da odaklanma şansımız pek yok. Zaten çoğunlukla, bir ay sonra takılmayacağımız pek çok sorunun sebebi de kendi farkındalığımız ve toplumun istekleriyle oluşturulmuş farkındalıklar yüzünden.

Düşüncelerimiz Nereden Geliyor?
Beynimiz, düşüncelerimizin oluştuğu yer. Herkes bu konuda hemfikir. Ancak bazı çalışmalar var ki, bunlar bizi şaşırtabilir. Örneğin, bir yetişkinin bebekliğinden itibaren beyninde aşırı sıvı birikimi var ve bu sıvı beynini baskılıyor. Ancak bu kişide ne kendisinin ne de başkalarının anlayabileceği herhangi bir zihinsel sorun yok. O zaman, tüm bu düşünceler başka bir yerden mi geliyor? Düşüncelerimiz, bir “bulut sistemi” gibi mi işliyor? Beynimiz, bir kodlamayı bizim anlayabileceğimiz bir biçime dönüştüren ve onu yansıtan bir bilgisayar gibi mi çalışıyor?
Kuramsal fizikçi David Deutsch, tarih boyunca evrenin bir savaş alanı olduğunu ve eski toplumların bu savaşı hep iyi ile kötü arasında gördüğünü söylüyor. İnsanlar, kendi içlerinde de iyi ve kötünün savaşını veriyor. Kızılderili öğretisinde şöyle bir söz vardır: “İnsanın içinde iki kurt vardır: biri iyiliği, diğeri kötülüğü temsil eder. Hangisi daha güçlüdür? Senin beslediğin.” Bu söz, insanın içindeki iyilik ile kötülük arasındaki mücadeleyi sembolize eder. Kişinin davranışlarının, bilinçli olarak hangi tarafı beslediğini gösterir.
Geçmişi bir kenara bırakırsak, aynı mücadeleyi bugün de doğa üzerinden görüyoruz. Bir yanda var olmaya çalışan bir yaşam, öte yanda her gün daha kötü hale gelen bir çöplük, küresel ısınma, hastalıklar, afetler ve iklim krizi.
Bilinç ve Düşüncelerimiz
İnsanlar, düşünmedikleri şeyleri gerçekleştiremezler. Ne düşünürlerse, dışarıya yansıyan da o olur. Matrix filmindeki “Kırmızı Elbiseli Kadın” karakteri, Matrix’in bir simülasyon olduğunu Neo’ya göstermek için yaratılmış bir programdır. Bu karakter, herkes tarafından aynı şekilde görülür. Ancak, Matrix’in doğası gereği, simülasyon içindeki her şey (insanlar, nesneler, olaylar) kişinin bilinçaltı ve algısıyla etkileşime girer. Bu nedenle, Kırmızı Elbiseli Kadın’ın “seksi” olarak algılanması, insan zihninin genel eğilimlerine ve toplumsal cinsiyet kalıplarına dayanır. Yani, karakterin “seksi” olarak yorumlanması, insanların kolektif bilinçaltından kaynaklanır.
Bir başka deyişle, dışarıda var olduğuna inandığımız her şey, içimizdeki düşüncelerimizdir. Çevremizi algılama seviyemiz, duygularımız ve beklentilerimiz, bu düşünceleri şekillendirir. Bu noktada, bilincin nasıl işlediğini anlamak çok önemlidir. Eğer bilincin işleyişini ve onu nasıl daha kontrollü kullanabileceğimizi anlarsak, çevremizi ve hayatımızı o şekilde değiştirip düzenleyebiliriz. Hani eskiler hep der ya, “İyi düşün iyi olsun, kötüyü aklına getirme” ya da “Ağzından yel alsın, kötüyü anma.” Aslında hepimiz bir noktada aynı yerde buluşuyoruz.
Meditasyonun Faydaları
Meditasyon, hem zihinsel hem de fiziksel sağlığı destekleyerek daha mutlu ve dengeli bir hayat sürmemize yardımcı olur. İşte meditasyonun mutluluğu artıran 10 faydası:
Stres Azaltır: Meditasyon, stres hormonu olan kortizol seviyelerini düşürür. Zihni sakinleştirerek günlük stresle daha kolay başa çıkmamızı sağlar.
Farkındalığı Artırır: Meditasyon, anda kalma becerimizi geliştirir. Günlük hayatta küçük mutlulukları fark etmemizi sağlar.
Duygusal Denge Sağlar: Meditasyon, duygularımızı daha iyi anlamamıza ve yönetmemize yardımcı olur. Olumsuz duygularla daha kolay başa çıkmamızı sağlar.
Odaklanma ve Konsantrasyonu Artırır: Meditasyon, zihni eğiterek dikkat dağınıklığını azaltır. İş ve özel hayatta daha verimli olmamızı sağlar.
Öz Şefkat ve Kendini Kabul Geliştirir: Meditasyon, kendimize karşı daha şefkatli olmamızı sağlar. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etme becerimizi artırır.
Uyku Kalitesini İyileştirir: Meditasyon, zihni sakinleştirerek uykuya dalmayı kolaylaştırır. Daha derin ve kaliteli bir uyku sağlar.
İlişkileri Güçlendirir: Meditasyon, empati ve şefkat duygularını artırır. İlişkilerde daha anlayışlı ve sabırlı olmamızı sağlar.
Olumsuz Düşünceleri Azaltır: Meditasyon, zihindeki olumsuz düşünce kalıplarını fark etmemizi sağlar. Bu düşünceleri dönüştürerek daha pozitif bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olur.
Fiziksel Sağlığı Destekler: Meditasyon, bağışıklık sistemini güçlendirir ve kan basıncını düşürür. Genel sağlık durumunu iyileştirerek daha enerjik hissetmemizi sağlar.
İç Huzur ve Mutluluk Hissi Verir: Meditasyon, içsel huzuru keşfetmemizi sağlar. Dış koşullardan bağımsız olarak mutluluğu içimizde bulmamıza yardımcı olur.
Meditasyon ve İçsel Denge
Meditasyon, gün içinde ev, iş, aile, arkadaş ve diğer her ortamda duruma göre değiştirdiğimiz tüm kişiliklerimizin bir bütün ve uyum haline gelmesini sağlar. Normal bir iş, aile ve sosyal ortamınız var. Kendiniz ve yaşantınız için yeterli şartları oluşturmuşsunuz. Ancak sosyal medyada bazı insanlar, ünlüler, hayatlarını bizimkinden çok daha farklı yaşıyor ya da öyle gösteriyorlar. Bu durum, “Neden?” sorusunun ortaya çıkmasına sebep oluyor. Neden istediğim şeylere sahip değilim? Neden ben o tatile gidemiyorum? Neden ben de onun gibi değilim? Neden mükemmel olamıyorum? Neden! Neden! Neden!
Orada bir gün olabilme umudu taşıdığımız zenginliği, mutluluğu veya güzelliği arıyoruz. Fakat kendi içimizde bunca yargıyı, kaygıyı, kıyası ve yoğun duyguları taşırken nasıl bir bütün olabiliriz? Böylelikle yüzlerce parçaya bölünmüş kişiliğimiz, ancak bu alışkanlıklarımızdan kurtulup sakinleştiğimizde, çeşitli arzularla bölünmüş ama çok değerli olan bizi bir araya getirebilir.
Bölünmüş tarafımızın kazanmasına izin verdiğimiz her an, amaçlarımızdan ve bize iyi gelecek olan isteklerimizden uzaklaştığımız her bir adımdır. Genellikle bölünmüş tarafımız, bizim daha iyi biri olmamıza yarayacak şeylere karşı direnç gösterir. Toksik bir ilişki gibidir. Aradaki bağı koparmamızı ve bağımsız olmamızı istemez. Ona ihtiyaç duyulmasına ihtiyacı vardır. Kişi için dönüp dolaşılıp gelinecek güvenilir sakin liman olmak ister. Sonra fısıldar: “Bunun için hazır olmadığını biliyordum. Neyse ki ben senin yanındayım.
Geçmişte yaşadığımız her şey, aldığımız her karar, ailemizin öğretileri, inançlarımız bizi bugün olduğumuz tam da üzerinde durduğumuz noktaya getirdi. Şu anda durduğunuz noktanın durumundan memnunsanız, her şey yolunda demektir. Ancak eğer sizi huzursuz eden bir şeyler hissediyorsanız, aidiyetsizlik, kaybolmuşluk ya da amacınızdan sapmışsınız hissi varsa, hayatınızda geçmişte aldığınız kararları ve gelecekte verecek olduğunuz kararları sakince detaylıca düşünmeniz gerekiyor olabilir.
Bilincin Gücü
Bilincimizi, varlığımızı, düşüncelerimizin yaydığı enerjiyi yılmadan, yorulmadan kontrol etmeye ve eğitmeye çalışmamız gerekiyor. Ancak bilincimiz gerçekten var mı? Nasıl ayırdına varabiliriz?
1973 yılında Teksaslı bir kadın, arka bahçesinde “peri halkası” olarak da bilinen sarı renkli baloncukların halkalar halinde sıralandığını gördü. Daha sonra biyologlara danışıldığında, bunların 1 milyar yıl öncesine varan 720 cinsiyeti olan, farklı organizmalara bölünebilen ve tekrar birleşebilen canlılar olduğu anlaşıldı. Kendi içinde dokuz yüz türü bulunan bu organizmalar, türler arasında iletişimi olmamasına rağmen hem tek hücreli organizmalar olarak hareket edebiliyor hem de büyük topluluklar halinde yaşayabiliyorlar. Hayat döngülerinin bir kısmında jelatinimsi bir sümük görüntüsü kazanıyorlar.
Araştırmacılar, bu sümüklü küflerin problem çözebildiğini söylediler. Bu kabarcıklar, zararlı maddelerden kaçınabiliyor ve önlerindeki bir yıl boyunca onları nelerin beklediğini hatırlayabiliyorlardı. Onları yok eden ışık ve kuraklıkla karşılaştıklarında ise birkaç yılı kış uykusunda geçirip tekrar hayata dönüyorlardı.
Bu, bilincin varlığının bir kanıtı ve kendi başının çaresine bakabildiğinin bir örneği. Bilinç, kendi kendini organize edip hayatta kalabiliyor. Görüyoruz ki bilinç canlıdır ve hayat, bilinçle harekete geçmiştir.
Bilinç, aldığınız kararların sizin için iyi mi yoksa kötü mü olduğunun farkındadır ve bunları kimyasal mesajlar olarak iletir. Bu mesajlar ikiye ayrılır:
Sorun Sinyalleri: Kas ağrıları, bel ağrıları, bulantı, uyku hali, uyuşukluk, acı veya çeşitli fiziksel rahatsızlıklar.
İyilik Göstergeleri: Enerji dolu olma, iyi uyku, fiziksel esneklik, sindirim sorunlarının olmaması, cilt parlaklığı, ışıltılı bir bakış ve dinamiklik.
Duygularınız iyi ya da kötü ağırlıklı olarak hangi yönde ise, doğal olarak onların getireceği olayları ve sonuçları deneyimleme oranınız da o kadar yüksek olacaktır.

Meditasyon ve İçsel Dengeyi Bulma Yolları
İçsel dengemizi bulmak için yapabileceğimiz tek şey meditasyon değil. Bunun yanında:
Anda Kalma: Günlük hayatta küçük anları fark etmek ve onlara odaklanmak.
Açık Hava Yürüyüşleri: Doğayla iç içe olmak, temiz hava almak ve zihni dinlendirmek.
Yaratıcı Aktiviteler: Resim yapmak, yazı yazmak, müzikle uğraşmak gibi yaratıcı faaliyetler.
Yumuşak Akan Düşünceler: Zihni zorlamadan, akışına bırakarak düşünceleri gözlemlemek.
Yapışkan Deneyimlerden Kurtulmak
Kimse hangi hislerin kalıp hangilerinin gideceğine ya da hangisinin daha derin izler bırakacağına karar veremiyor. Bazen hafızamız, geçmişten özellikle çocukluk döneminden gelen anılarla ilgili pek de güvenilir olmayabiliyor. Örneğin, benim iki anım var: biri yalnız kalmayı arzulamak, diğeri ise kaybolmak ve unutulmakla ilgili. Ancak ailem, ikisinin de gerçekleşmediğini söylüyor.
Genel olarak, kötü olan duygular daha kalıcı olabiliyor. “Ben çok akıllıyımdır, ben güzelimdir, şefkatliyimdir” gibi ifadeler yerine, “Ben çok aptalımdır, her zaman çirkin biri oldum, hep kıskandım” gibi olumsuz ifadeler daha kuvvetli ve yapışkan olabiliyor. Bunları küçük yaşlardan itibaren duymaya başladığımızda, bu olumsuz sözler bir inanca dönüşebiliyor. Hani hep deriz ya, “Bir şeyi kırk kere söylersen olur.” İşte tam da bu.
Sık sık tekrar edildiğinde inanırız.
Bize bir şey ilk kez söylendiyse inanırız.
Özellikle güvendiğimiz insanlar söylüyorsa inanırız.
Tersinin olabileceğine dair farkındalığımız ve öz güvenimiz yoksa inanırız.
Bu konuda geçenlerde okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: “Bir bebeğin doğumunun ilk birkaç saatinde, özellikle olumsuz ifadelerin çocuğa karşı söylenmesi, bu ifadelerin hayatının geri kalanında içselleştirilebileceği için söylenmemelidir.” Bu bilgiye dayanarak, yetişkin hayatlarında güzelliklerine, zekalarına ya da görünüşlerine ilişkin kaygıları bulunan bazı insanlar tanıyorum. Ve bebekliklerinde benzer hikayeleri olduğunu fark ettim. Bu olumsuz ifadeler, onlara en yakınları, en inandıkları ve hayata gözlerini açtığı anda gördükleri ilk insan tarafından söylenmiş. Yetişkinliklerinde de sanki komik bir hikayeymişçesine normalleştirilerek hem onlara hem de diğer insanlara anlatılmış. Bu yüzden, ne kadar aksini iddia edersek edelim, bu olumsuz ifadeler onların saplanmalarına sebep olacak birer yapışkan anıya dönüşecektir.
Ancak, anne veya babanız sizin hakkınızda bazı olumsuz düşüncelere sahip diye buna inanmak ve güvenmek zorunda değilsiniz. Çünkü siz, onun düşünce ve dünya algısının gördüğü kişi değilsiniz. Sizi sizden daha iyi anlayacak ve yorumlayacak hiç kimse yok. Bu halinizle bu dünyada tek bir kişi var: o kişi mükemmel. Aksini söyleyebilecek kimse yok! Bu yüzden, hakkınızdaki hiçbir ikinci el düşüncenin sizi ve sizin varoluş biçiminizi etkilemesine, yönlendirmesine izin vermeyin.
Sonuç: Meditasyonla İçsel Huzura Ulaşın
Meditasyon, hayatınıza denge ve farkındalık katmanın en etkili yollarından biridir. Stresi azaltır, duygusal denge sağlar, odaklanmayı artırır ve iç huzuru keşfetmenize yardımcı olur. Düzenli meditasyon yaparak, zihninizi ve bedeninizi eğitebilir, daha mutlu ve dengeli bir hayat sürebilirsiniz. Unutmayın, meditasyon bir süreçtir ve her gün küçük adımlarla ilerlemek önemlidir.
Her gün bir adım daha atarak, içsel huzurunuzu keşfedin ve hayatınızı daha anlamlı hale getirin. Meditasyon, size bu yolculukta rehberlik edecek en güçlü araçlardan biridir.

Geri bildirimin benim için çok değerli, lütfen düşüncelerini benimle paylaş!











Yorumlar